Ürün sepete eklendi

Yardıma İhtiyacım Var, Yargıya Değil

YAZI —

Bir parkta iki anne yan yana oturuyor. Biri bebeğini emziriyor, diğeri biberonla formül mama veriyor. Aklınızdan geçen ilk düşünce ne olur? Muhtemelen emziren anneyi takdir eder, biberonla besleyene göz devirirsiniz. Oysa hiçbiri yanlış değil, herkes kendisine ve bebeğine göre en doğrusunu yapıyor. Konumuz anne yargılanması ya da daha bilinen terimle mom shaming...

Henüz hamileyken karşılaştım bu terimin deneyimi ve hissettirdikleriyle. Doktoruma danışarak ve izin alarak eşimin scooter’ıyla bir yerlere gidiyorduk. Başka bir arkadaşım buna nasıl cesaret ettiğimi sorgulamaya başladı. Ya bebeğe zarar veriyorsam, düşmesine neden olursam... Hamileliğim boyunca katıldığım standart yoga derslerinde herkes bedenimle ilgili sınırlandırmalar yapıyordu. Başını bu kadar aşağı eğme, bacaklarını bu kadar açma. Hala derslere mi geliyorsun? Kadın bedeni ve varlığı üzerine hem karşı cins hem de hem cinslerimiz konuşma özgürlüğünü ve cüretini buluyor yıllardır. O konulara bu yazıda girmek istemesem de mom shaming dediğimiz kavram ta hamilelikte başlıyor ve çocuğunuz büyümesiyle birlikte katlanarak devam ediyor. Ben ne kadar bilinçli ve farkındalıkla yaklaşsam, doktoruma danışsam da her zaman yanlış ve eksik bir şeyler yaptığım konusunda ikazlar aldım.

Bebeğimi 32 haftalık dünyaya getirdiğimde bile erken doğumun benim yaptığım bir hatadan kaynaklandığını hatta son zamanlarda bile yoga derslerine girmemle alakalı olduğunu söyleyenler oldu. Oysa doktorumuzun söylediği çok netti: Vücutta bir enfeksiyondan dolayı bebek kendisini kurtarmak için çıkış yolunu tercih etmişti. İnanın erken doğum yapmış ve bebeği yoğun bakım ünitesinde yatan yeni bir anneye söylenmeyecek kadar ağır laflardı bunlar. Üstünde durmamayı ve bu söylemlerden etkilenmemeyi tercih ettiysem de hala anlattığıma göre içimde bir yer edinmiş. Fakat hikaye katlanarak arttı. Bebeğimi emzirme şeklimden tutun da, onu giyindirme, uyutma şeklime kadar herkesin bir eleştirisi vardı. Oysa onun uyuduğu her anı araştırma yaparak geçiriyor, çocuk yetiştirme konusundaki güncel bilgilerle kendimi eğitmek için saatlerimi veriyordum. Şöyle özetleyecek olursam, şekerli gıdalar vermediğinizde sizi yargılarlar; bırak çocukluğunu yaşasın. Verdiğinizde yine yargılarlar; çocuğa şeker vererek ne kadar zarar verdiğinin farkında mısın? 

Neredeyse 2 yaşına basacak oğlum için geçenlerde çok yakın bir arkadaşım “Aa hala altına mı yapıyor?” dediğinde anladım...  Anne utandırma ardında çoğu zaman kötü niyet barındırmıyor. İnsan sadece kendi doğrularıyla ve kendi bakış açısıyla karşısındaki değerlendiriyor. Ve evet bunu ben de yapıyorum zaman zaman. Bu farkındalıkla birlikte nasıl bir yol izlemem gerektiğini çokça düşündüm; hem anne zorbalığına kibarca yanıt vermek hem de kendim bu karanlığa düşüp diğer anneleri kötü hissettirmemek için ne yapmalıydım?

“Çocuk bakımı artık sadece insan yetiştirmekle ilgili değil, nasıl biri olduğumuzu gösterdiğimiz bir kavrama dönüştü” diye yazıyor Small Animals: Parenthood in the Age of Fear kitabının yazarı Kim Brooks. Özellikle de yıl 2020-21’ler olduğunda korku ve endişe seviyelerimiz en üstlerde seyretmeye başladı. “Artık kimse güvende ve desteklenmiş hissetmiyor. Primitif bir savunma mekanizmasıyla başkalarını suçluyoruz.” diyor verdiği bir röportajda. “Birileriyle yarışa girmek ya da başkalarını sık sık yargılamak aslında kendi güvensizliğimiz ve dengesizliğimizin bir yansımasıdır.”

Hepimizin arasında 1.5 metre sosyal mesafe olsa da kimi zaman anneler arasındaki mesafe çok açılıyor. Oysa hepimizin ihtiyacı olan biraz destek ve anlaşılmak. Öyleyse bunu birbirimize neden sağlamıyoruz? Yeni anneler uzmanlık konusu olan New Yorklu terapist Melissa Divaris Thompson, bazı kadınların diğer anneleri suçlayarak kendilerini daha iyi hissetmeye çalıştıklarını vurguluyor. “Aslında anne olarak hepimiz kendi sistemimizi oluşturuyoruz. Ailemiz için en uygun olanı keşfedince, ona yapışıyoruz. Ve başka bir anne bizden farklı bir sistem geliştirdiğinde onu eleştiriyor hatta daha ileri gidip ayıplıyoruz.”

Bunu okuduğumda aklıma yıllar önceki halim geldi. Bir restoranda yemek yerken herhangi bir kadını çocuğunun önüne ekran açıp koyduğunda acımasızca eleştirir, gözlerimi devirip asla böyle bir anne olmayacağım konusunda nutuk atardım. Filmi ileri sardığımızda şimdi anlıyorum ki belki o kadının sadece beş dakikalığına sakince oturup yemeğini yemeye, şarabını yudumlamaya ihtiyacı vardı. Seni anlamayıp acımasızca anneliğini eleştirdiğim için özür dilerim tanımadığım kadın.

“Kadınlar eleştirildiğinde endişe oranları yükseliyor ve bu kişiyi depresyona kadar götürebilir.” diyor Thompson. Oysa tek isteğimiz anlaşılmak, yargılanmamak ve elbette biraz da takdir hiç fena olmaz. Bu kadar ciddi eleştirilere maruz kaldığımızda etkilenen sadece kendimiz olmuyoruz. “Bize yaşatılan utancı bir şekilde çocuklarımıza da yansıtıyor ve onlara karşı daha sabırsız davranmaya başlıyoruz” diye ekliyor.

Peki karşınızda bir şeyi gerçekten yanlış yaptığına emin olduğunuz biri varsa ne yapmalısınız? “Onunla baş başayken, tamamen yapıcı cümlelerle belki farklı bir yol izlemenin daha işe yarar olacağından bahsedin. Unutmayın diyalogların sonunda insanlar negatif olanları daha çok hatırlarlar. Kelimelerinizi özenle seçin.”

Doğrular yanlışlar kişilere ve durumlara göre değişiyor. Bazen sadece bir anlığına rahatlayabilmek için doğrularımızın sınırlarını esnetiyoruz. Bunu kendi dünyamızda yaparken, başkalarının da yapabilme seçeneğine sahip olduklarını unutup acımasızca eleştiriyoruz. Ve inanın anneyseniz bilirsiniz, eleştiriye değil genelde yardıma ihtiyacımız oluyor. Bugüne kadar anneliğime yapılan (haklı, haksız) yargılamalarla kendimi kötü hissetmemeyi tercih ediyorum. Kendi yaptığım yanlışların farkında olarak bunlar için pişmanlık denizinde boğulmamayı tercih ediyorum. Çocuklu hayatta her günün farklı olduğunu bilmek ve her günün ihtiyaçları değişebileceğini bilmek biraz da olsa rahatlatıyor. Ve bu yargıların kendi iç huzurumu kaçırmasına ve çocuğumla geliştirdiğim sağlıklı ilişkiyi etkilemesine izin vermiyorum. Her duyguyu dönüştürebilmek gibi bir gücümüz olduğunu hatırlayarak yola devam ediyorum.