Ürün sepete eklendi

Okulun İlk Gününde Ayrılık Kaygısı ve Öneriler

YAZI —   |   İLLÜSTRASYON — GUADY PLESKACZ

İngiltere'ye yerleşip uluslararası düzeyde danışmanlık hizmeti veren Academy London Educational Consultancy'i kuran, uzmanlık alanı farklı kültürlerden gelen çocukların adaptasyon, okula alışma, öğrenme güçlükleri süreçleri olan Uzman Psikolog Eda Güney ilkokula başlayacak çocuklarda sıklıkla karşılaşılan ayrılık kaygısı hakkındaki önerilerini paylaşıyor.

 

¨İlk günüm nasıl olacak? ¨

¨Neden eski okulumda değilim? ¨

¨Ya hiç arkadaş edinemezsem? ¨

¨Çok korkuyorum çünkü bütün gün senden ayrı olacağım. ¨

Çocuğunuz şu birkaç gün boyunca size bunlara benzer bir sürü soru ve cümleyi yöneltmiş veya yöneltecek olabilir. Siz de belki kendinize benzer soruları yöneltiyorsunuz. Çünkü okula başlangıç, sadece çocukları değil, anne babaları da ilgilendiren ve onların yaşantı ve deneyimlerini de etkileyen bir süreçtir.

Bu geçiş dönemini hem sizler hem çocuklarınız için biraz kolaylaştırmak adına sizlere birkaç önerim olacak.

 

İyi Bir ‘Hoşçakal’ Diyebilmek

İngiliz Klinik Psikolog Dr.Genevieve Von Lob, ¨Beş Derin Nefes¨ isimli kitabında çocukların anne ve babalarının ne söyleyip hissettiklerinden nasıl kolayca etkilendiklerini, akort çatalı (tuning fork) benzetmesiyle anlatır. Bizler ne kadar gerçek his ve düşüncelerimizi gizlemeye de çalışsak da, bedensel ve davranışsal ifadelerimiz çocuklarımız tarafından hızlıca ve aynı titreşimle hissedilir. Çocuk için iyi ve olumlu başlayan bir sabah, anne babanın yönelttiği kaygılı ve karışık sorular ile bir anda değişebilir. İşte bu yüzden, okulun ilk günleri sizin de okula dair kaygılarınız varsa, okul seçiminde yanlış karar verdiğinizi veya çocuğunuzun duygusal olarak hazır olmadığını düşünüyorsanız duygularınızı kararında ve dengeli yönetebilmeniz çok önemli. Zira onları yolcu ederken iyi bir ¨hoşçakal¨ diyebilmek çocuğunuzun sizin özgüvenli olduğunuzu görmesine ve ayrılık dakikalarını olabildiğince daha az stresli atlatmasına yardımcı olacak.

 

Ayrılma Kaygısını Anlamak: Seni Görüyorum, Seni Duyuyorum, Haydi İlerleyelim

Çoğu hatalı ebeveynlikte, okulun ilk günü ve haftası sınıfın girişinde çocukların ayrılık kaygısı duymazdan gelinir; bir an önce duruma uyum göstermeleri ve bunun hemen olması beklenir. Duygularını ve tepkilerini gösteren çocukların eleştirilmesi, anlayışla karşılanmaması, ayıplanması, duygusal ve hatta fiziksel zorlanması görülür.

Bunun sebeplerinden biri koşullandırıldığımız 'yapılacaklar listeleri' ile yaşamaya alışık olmamızdan doğar. Birçoğumuz 'Çocuklar doğar, büyür, yürür, yemek yer, okula gider' gibi işleri mekanikleştirmeye yönelik bir düşünce yapısına sürüklendik.

Birçok ebeveyn ise bu gibi yenilikler karşısında aceleci ve gerçek dışı bir beklenti içine girer. Çocuklarımızın 'diğer çocuklar gibi' olmasını bekleriz. Diğer çocuklardan farklı, çekingen, korkak, eksik olmasından korkarız. Diğer arkadaşları gibi hemen sınıfına girmesini, okula alışmasını bekleriz.

Ve bu esnada ebeveynler tarafından birçok yanlış cümle sarf edildiğini duyarız:

¨Ne o, ağlıyor musun yoksa!¨

¨Kızım yapışma öyle bacaklarıma. Kızmaya başlıyorum ama!¨  

¨Ama okula ağlamadan gideceğim diye söz vermiştin, nerede o söz? Ne çabuk unuttun?¨

Bu söylemler hiçbir işe yaramadığı gibi çocuklara kendini kötü ve yetersiz hissettirir. Bunun yerine onları anladığımızı, yaşadıkları duyguları kabul ettiğimizi ifade etmemiz gerekir. Ayrılmanın çocuğunuzdaki yansımasını, sizi bırakmak istememesini, korkularını, kaygılarını anladığınızı söyleyin. Onun yaşadığı korkuya, endişeye, kızgınlığa saygı gösterin. Gülümsemeyi alkışladığınız kadar, sahneye üzüntü çıkınca da kendini göstermesine izin verin.

Biz Londra'da yaşıyoruz. Burada özel okulların neredeyse hiçbirinde okul servisi uygulaması yok. Her sabah ben veya eşim çocukları okula bırakıyoruz. Yine bir sabah okula giriş kapısında oğlum Ali (8 yaşında) kendi başına üst kattaki sınıfına doğru gitti. Ona el sallayıp vedalaştıktan sonra sıra ilkokul hazırlık sınıfına başlayacak olan kızım Defne'yi sınıfına bırakmaya geldi. Kapı öncesi koridorda çocukların montlarını ve şapkalarını astıkları bir yer var. Defne eşyalarını asarken dudaklarının titrediğini, gözlerinin dolduğunu gördüm. Benim de gözlerim doldu. Hemen sıkıca sarıldım ona, kendimi de toplamak için. Sonra yüzüne bakıp kocaman gülümsedim. Yoksa göğsüme kapanıp uzun soluklu ağlama niyetinde olabileceğini çok iyi biliyordum çünkü. 

Kendi çocuklarımın da zor anlarında onları anlamak için geliştirdiğim, çokça kullandığım ve okula bırakırken de çok faydasını gördüğüm bir yöntemden bahsetmek istiyorum:

¨Seni görüyorum. Seni duyuyorum. Haydi ilerleyelim.¨

 

Seni Görüyorum

Çocuğumuzu 'görmek', onların yaşadıkları duyguyu, bunun bedensel yansımalarını ve davranışa dönüşmelerini anlamaya çalışmaktır. Onların dile getirmekte zorlandığı hislerine sözcü olmak durumu kolaylaştırır: 'Beni bırakmak istemiyorsun. Endişeli olduğunu biliyorum. Bu yeni sınıfın sana daha büyük gözüküyor. Eski ana sınıfındaki oyuncaklar burada yokmuş, öyle demiştin.' gibi cümleler çocuklarımızın yaşadığı duygularla baş etmekte yalnız olmadığını ve onun duygularını önemsediğimizi gösterir.

 

Seni Duyuyorum

Çocuklarımızın hislerinin sözel ve sözel olmayan şekilde yansımalarını kabul etmek ayrılık kaygısı ve adaptasyon süreçleri için en önemli adımlardan biridir. Zorlanma anlarında çocuklarımıza sarılarak, konuşmalarına izin vererek, lafı ağızlarına tıkmadan gerçek ihtiyacını anlamak için çaba göstermek çok önemli. Çocuklar bize hareketleriyle 'korkuyorum' veya 'güvende değilim' demek istiyor olabilir.

 

Haydi İlerleyelim Artık

Bu noktada çocuğumuzun asıl ihtiyacının ne olduğunu anlamak çok önemli.

Kriz anlarında asıl ihtiyaç, stres anında gerginleşmiş beynin ve vücudun sakinleştirilmesi olabilir. Bu durumda onlara sarılıp rahatlatıcı, sevgi dolu sözler söylüyorum (böylece beyinlerinden oksitosin hormonu yayılıyor).

Eğer ihtiyaç güven tazelemek ise, onlara kaygılı olduğunu ve benim onunla kalmamı istediğini bildiğimi söylüyorum. Ancak benim de çalışmam gerektiğini, öğleden sonra onu gelip alacağımı gülümseyerek hatırlatıyorum.

Dinginlik ifadesini yüzünde yakaladığım anda, bedenen ve zihnen sakinleşen çocuğumu artık bırakmam lazım. Tekrarlar mı kaygısını ben yaşarsam onların da bunu hissedeceğini bildiğimden kendi duygularımı kontrol ederek öğretmenine teslim edip, ‘Hoşçakal’ deyip çıkıyorum.

Bazen de sevdiği şeyleri onlara hatırlatmak çok faydalı olabilir. Örneğin Defne'nin sınıfta en sevdiği okuma köşesine doğru dikkatini çekiyorum ya da onu oraya götürüyorum. ¨Yeni bir kitap gelmiş olabilir mi sence? Bunu daha hiç görmemiştim.¨ diyerek beynindeki keşfetme ve ilgi duyma alanlarının bulunduğu ön lobların aktive olmasını sağlıyorum. Yine öğretmenlerinden biriyle göz teması kurarak aramızda anlaşıyoruz ve Defne’yi ona teslim ediyorum. Bu durumlarda da kaçarak veya sıvaşarak değil. Çünkü verdiğim mesaj asla onu terk etmek ve kaybolmak olmamalı. Onu dinlediğim, her duygusunu anlamak için çaba gösterdiğim ve onun dayanıklı olabileceğine inandığımı hissettirdiğim bir mesaj vermeye çalışıyorum.

 

Yeni eğitim öğretim yılında Türkiye’de okula başlangıç sürecinde olan tüm ailelere buradan kucak dolusu sevgiler.

Kolay gelsin.

Yalnız değilsiniz.

Sevgiyle kalın.