Ürün sepete eklendi

Evimizden Uzaktaki Evimiz

YAZI —

Ben Gonca Ata. 33 yaşını hayatına milat edinmiş, öncesinde kızı, köpeği ve eşiyle Türkiye’de yaşayan bir iç mimar ve tasarımcı, sonrasında ise hayatına dünyanın diğer ucunda; Amerika’da, yeniden başlama kararı almış bir genç kadınım. Cesaretim de, korkularım da bu yolculuğumun ikiz kardeşleri. Kolay mı zor mu bilmiyorum ama benim hikayemin bundan sonrası yepyeni. Ve her yenilik gibi süprizlere gebe. Siz de merak ediyorsanız, yeni hayatımın başlangıç serüvenini paylaşmaya başlayabilirim...

Hikayenin başı, eşimle tanıştığımızda kurduğumuz gelecek hayalinin, yaşadığımız yere çok da uygun olmadığımızı fark etmemizle başladı. Bu farkındalık, daha farklı nasıl olabilir sorusunu getirdi peşinden. İkimizin de seyahat tutkusu, gezip gördükçe, hayallerimizi köpürttü. Ancak yoğun bir iş temposu içinde, zaman hızla akıp geçerken, bir gelecek zaman hayali olarak tozlanmaya başladı kaldırdığımız rafta.

Ama sonra bir gün, çok başka bir şey oldu; hamile kaldım! Ve her bebek bekleyen anne gibi, içime yalnızca bebeğimin varlığı değil, koyu bir endişe de yerleşiverdi. İsmine sıklıkla "gelecek kaygısı" denilen, aslında kaygısı başına gelebilecek endişeler olan...

 

"Çoğunluğu yalnız geçirilmek zorunda kalan bir doğum öncesi süreci. Hem evliliğimizin hem de bebeğimizin geleceğini şekillendiren dönüm noktalarından biri oldu Toronto’da geçirdiğimiz aylar. Başbaşa ve sakin. Endişesiz. Mutlu!"

 

Hali vakti yerinde, işi gücü, mesleği olan, yaşadığı hayattan şikayeti olması "beklenmeyen" bir aileyiz biz. Sık seyahat eden, sağlam dostlukları, iyi bir hayat standardı olan... Buna rağmen, çocuğumuza ikinci bir şans vermek istedik ve yurt dışında doğum seçeneklerini araştırmaya başladık. Öğrendiklerimiz yeterli gelmeyince, bir gün kendimizi keşfetmek üzere Kanada’da bulduk. Doğum öncesi hazırlıklar, son dakikada ailemin vizesinin reddedilmesi, tüm planlarımızın değişmesi... Çoğunluğu yalnız geçirilmek zorunda kalan bir doğum öncesi süreci. Hem evliliğimizin hem de bebeğimizin geleceğini şekillendiren dönüm noktalarından biri oldu Toronto’da geçirdiğimiz aylar. Başbaşa ve sakin. Endişesiz. Mutlu!

Doğumdan sonra Türkiye’ye geri döndüğümüzde içime yerleşmiş olan bir an evvel "geri dönmek" hissini dün gibi hatırlıyorum. Anne olmak benim hamurumu inceltti sanki. Olan bitene tepkimi, hassasiyetimi, görmezden gelebilme yetimi değiştirdi. Çok dokundu bana bebeğimi pusetinden her çıkardığımda izinsiz dokunan yabancılarla sürekli kavga eden biri haline gelmek. Her fırsatta tatile gitmeyi beklemek uzaklara, sürekli bir kaçış içinde var olmaya çalışmak. Kimine göre ufak ve önemsizdi, bana göre nefes almak kadar değerliydi huzurlu olmak yaşadığım yerde.

Kızımın doğumundan 3,5 sene sonra planlarımız ve şartlarımız taşınmak için ideal hale gelince, Amerika’ya, Los Angeles’a taşınmaya karar verdik. Nedenini soranlara kısaca "eşimin işi dolayısıyla" diyorum. Yalan da değil, ancak asıl sebebi sorarsanız; 8 aylık hamileyken arabamı yanlış yere park ettiğim için bir güruh tarafından neredeyse linç edildiğim, tartaklandığım halde sonunda şikayetimi geri çekmek zorunda kaldığımı söylemek istiyor içim. Arkadaşlarımla kız kıza eğlendiğimiz sokakların artık olmadığını, sevdiğim insanlar bir bir başka ülkelere taşınırken, arkalarından el sallayan olmaya dayanamadığımı. Çocuğuma okul bakarken ücretlerini görüp şok olduğumu. Satış yapmak için uluslararası platformlara erişemediğimi. Baskının her türlüsünü. Özel hayatıma uzanan soru cümlelerini. Eteğimin boyunu, makyajımın yoğunluğunu, eve gireceğim saati kontrol etmek zorunda hissetmemi. Kadın olarak yaşadıklarımı ve kızımın da aynılarını yaşayacağını bilmenin ağırlığını...

Göçüyor insanlar. Bir şeyler vesilesiyle belki, ama sebebi çoğunlukla benzer. Sessiz isyanlarla ve omzunda yüklerle çoğunlukla. Bu sebeple yeniden başlamayı göze alıyorlar. Kimi zorunda kalıyor, kimi kendi bozuyor "rahatı yerinde" iken hayatının düzenini, kimi merakından, kimi yalnızca buna ihtiyacı olduğundan. Yeniden inşaa ediyorlar hayatlarını. El yordamıyla, fener ışığıyla, bebek adımlarıyla, yavaş yavaş.

 

"Geldiğin yere tutunma çabası insanı fazlaca yoruyor, uzakta kalmayı kabul etmek ise bazen ağır geliyor. Bayıldığın bir yere sevdiklerinle gidememek, çok hoşlandığın bir kokuyu paylaşamamak. Sesini ulaştırmaya yetmiyor bazen teknoloji. Bir sarılmanın yerini tutamıyor atılan mesajlar."

 

Göç etmek; bambaşka bir coğrafyada var olmaya alışmak, yeniden kurgulamayı gerektiriyor tüm hayatını. Tatile gitmeye benzemiyor bir ülkenin vatandaşı olmak. Dilini bilmek fayda sağlıyor elbet, ancak aynı dili konuşmak için kültüre adaptasyon gerekiyor. Uzakta olmak, yalnız kalmak, tek başına mutlu olmak, hem zaman hem de büyük emek istiyor. Bir süre sonra günlük olaylardan ülkenin içinde bulunduğu atmosfere, konuştuğun konulardan önceliklerine her şey değişmeye başlıyor. Geldiğin yere tutunma çabası insanı fazlaca yoruyor, uzakta kalmayı kabul etmek ise bazen ağır geliyor. Bayıldığın bir yere sevdiklerinle gidememek, çok hoşlandığın bir kokuyu paylaşamamak. Sesini ulaştırmaya yetmiyor bazen teknoloji. Bir sarılmanın yerini tutamıyor atılan mesajlar.

Göçen herkes konamıyor maalesef bu sebeple. Alışmak gerçekten bazen sevmekten daha zor geliyor.

Ama değiyor mu derseniz, işte o zaman bambaşka seyler anlatabilirim. Gülümseyerek günaydınlaştığım komşularımı, kırmızı ışıkta beklerken duymadığım kornaları, kızıma el sallayan polisleri, kilitlemediğimde endişelenmediğim kapı kilitlerini... Deprem bölgesinde olduğumu bilip, yine de korkmadan uyuyabildiğimi. Çocukların yürüyerek veya bisikletle okula gidebileceğini. Farklı olmanın güzelliğini. Değerli hissetmeyi. Özgürlüğü... Benim kefemde ağır geldi bu saydıklarım, herkesin tartısı kendine.

 

"Dağılmadan, arkada bırakmadan, yol arkadaşlığımıza güvenerek çıktık yola. Memleketi valize sığdırmaya çalışmadan, çünkü kimse başaramamış bugüne değin."

 

İyi bir ekibiz biz. Eşim Yalçın, kızım Ada ve köpeğimiz Chill. Yeni hayatımızda bize katılan dört küçük balığımız bir de. Dağılmadan, arkada bırakmadan, yol arkadaşlığımıza güvenerek çıktık yola. Memleketi valize sığdırmaya çalışmadan, çünkü kimse başaramamış bugüne değin. Sekiz valiz, içi çoğu kitap, oyuncak ve birkaç özel eşya ile doluydu. Bir de bolca heyecanla.

Bir gün buradan da gidebiliriz. Dönebilir, fikrimizi değiştirebilir veya uyumlanamayabiliriz. Sonucu ne olursa olsun biliyorum ki istediğimiz hayatı istediğimiz gibi yaşamaya cesaret edebildiğimiz için hep gurur duyacağız kendimizle.

Ev bizim değilse de duvarlarına astığımız resimler bizim. Yatak bizim değilse de rüyalarımız bizim. Nerede olursak olalım, hiçbir şey bizim değilken bile, dünyada her şey bizim için. Ve kızımıza da bunu öğreteceğiz, bir gün dilediğini yaşamaya cesaret edebilsin diye. Keşkelerinin yerine, denemeden bilemezdimleri koymayı örnek alabilsin diye.

 

"Ev bizim değilse de duvarlarına astığımız resimler bizim. Yatak bizim değilse de rüyalarımız bizim. Nerede olursak olalım, hiçbir şey bizim değilken bile, dünyada her şey bizim için."

 

Hepimizin muhtemelen yaşadığı en tuhaf dönemin ortasında; pandeminin göbeğinde, dünyanın öteki ucuna taşınmak çok değişikti. Birçok göçmenle tanıştım bu süreçte, hepsinin dilinde özledikleri memleketleri. Sanmayın ki gidenler, bir parçalarını da geride bırakmıyor. Gidememek mi zor, dönememek mi düşündürmüyor. Ama bazı insanlar kaplumbağa gibi, evini sırtında taşıyana, olduğu yer yuva oluyor.

Nerede yaşarsa yaşasın insan, en büyük düşmanı yalnızlık. Arkadaşlar edinmek, hobiler bulmak, kendine rutinler oluşturmak, yaşadığı semtte tanıdık yüzler görüp selamlaşmak, yaşadığı ülkenin müziklerine, sanatçılarına aşina olmak, gündemi takip etmek gerek. Konuşacak ortak konular yaratmak, keşfetmek ve yaşadığı andan keyif almak. Aksi halde, ne gittiği yere alışabiliyor insan ne de kalabiliyor göçtüğü yerde.

Zorlukları, kolaylıkları ve güzellikleri ile umarım yolun bundan sonrası, bizim için daha aydınlıktır. Ve yola çıkmaya, hayatını başka bir coğrafyada yeniden kurmaya niyetli olanların kanatlarına yeterince rüzgar üfler hayat.

Kızımın da dediği gibi "Dünyanın en güzel ülkesi, sen nereyi seversen orasıdır."

Evimizden uzaktaki evimizden sevgililerimle...