Ürün sepete eklendi

Çocuklara Paylaşmayı Öğretmeli miyiz? Nasıl?

YAZI —   |   FOTOĞRAF — JASMINA BYLUND

Paylaşmak sosyal deneyimlerle şekillenen bir alışkanlıktır. Dolayısıyla doğumdan itibaren bizimle olan bir kavram değildir, zamanla ve deneyimle şekillenir. Paylaşma kavramının içinde dünyaya başkasının gözünden de bakabilmek, yani empati kurabilmek vardır. Bekleme, planlama, sıra alma, ödünç verme, ödünç alma gibi küçük çocuklar için karmaşık olan süreçleri içerir. 

Bu açıdan bakınca çocukların akranlarıyla ya da kardeşleriyle oyun oynarken paylaşma konusunda isteksiz davranmaları anlaşılır bir durumdur. Bu noktada yetişkinlerin iki çocuk arasında hakemlik yapması ya da sosyal olarak çocuğun paylaşma normuna uymamasını ayıplaması ise çocuk açısından zorlayıcı olabilir. Bunu aynı emeklemeyi yeni öğrenen bir bebekten yürümesini beklemeye benzetebiliriz. 

Özellikle 2-6 yaş aralığındaki çocukların paylaşmak istememesinin ardında gelişimsel nedenler yatar. Gelin, bu gelişimsel nedenlere ve ihtiyaçlara beraber bakalım.

 

Küçük Çocuklar Ben-Merkezcidir

Çocuklar 2 yaş itibariyle kendi duygu, istek ve ihtiyaçlarına odaklanırlar. Olaylara yalnızca kendi perspektiflerinden bakabilirler “Ben!” ve “Benim!” kelimeleri bu yaş grubundan en çok duyduğunuz kelimeler olabilir. Paylaşma ise bunun tam tersini, yani bir başkasının duygu, istek ve ihtiyaçlarını düşünebilmeyi gerektirir. İki yaşlarında bir çocuk yürümek, koşmak ve el becerilerini kullanarak yapabildiklerini keşfetmek ister. Gelişim için pek çok dönüm noktasının peşi sıra yaşandığı bir dönemde ben-merkezci olmak çocukların bu becerileri geliştirmeye odaklanmasına yardımcı olurken aynı zamanda çocukların sahip olma duygusunu da güçlendirir. Bu nedenle paylaşmakta güçlük yaşamaları normaldir. Bu dönemde neredeyse takıntılı bir şekilde bağlı oldukları favori oyuncakları, battaniye ya da pelüş hayvanları olabilir. Seninki ve benimki kavramlarında vurgu “ben”dir. 

 

Gelişen Empati Becerisi 

Paylaşma, bir başkasının bakış açısından dünyayı görebilme, duygularıyla ilişki kurabilme ve buna göre kendi duygu ve düşüncelerini düzenleyebilme, sıra alma, adalet, iş birliği ve sabır gibi karmaşık sosyal ve duygusal becerileri içerir. Tüm bunlar yıllar içerisinde yavaş yavaş gelişen süreçlerdir. Üstelik, bu becerilerden sorumlu beyin bölgesi (prefrontal cortex) gelişimini neredeyse 21 yaşına kadar sürdürür. Dolayısıyla 2-3 yaşlarındaki bir çocuğun henüz bu yolun başında olduğunu unutmamak gerekir. Oyun grubu, kreş ve anaokulu ortamlarında akranlarıyla birlikte yaşadığı deneyimler sayesinde sosyal ve duygusal gelişimini gerçekleştirecektir. 

 

Paylaşmayı Öğrenen Çocuğunuzu Nasıl Destekleyebilirsiniz?

Yukarıdaki gelişimsel ihtiyaçlar bize küçük çocukların paylaşma konusunda isteksiz olmasının bencillik ya da saygısızlıkla ilgili olmadığını gösteriyor. Anne, baba ve öğretmenler olarak çocukların paylaşmayı ve empati kurmayı öğrenmelerine destek olabiliriz. Duruma ve çocuğunuza bağlı olarak değişecek bazı yaklaşımlar sizlere yol gösterebilir. 

 

Güveni Sağlamak

Çocuklar kendilerini güvende hissetmediklerinde, (örneğin bir arkadaşı ya da kardeşi elinden oyuncağını kapmaya çalışıyorsa) genellikle öfke ile tepki verirler. Bu gibi durumlarda bir yetişkinin sesine ihtiyaç duyabilirler. Öfke ile gelen atma ya da vurma davranışı ortaya çıktığında duygu tercümesinden sonra net bir şekilde “Vurmana izin veremem.” diyerek sınır çizebilirsiniz. Bu tarz durumların sık yaşanmaması için çocukların ellerindeki iş, oyuncak ya da eşyaların onlar için orada durmaya devam edeceğine güvenmeleri gerekir. 

 

Paylaşmaya Zorlamak Yerine Empati Kurmak

Bu güven oluştuğunda, çocuklar ellerindeki oyuncakla özgürce oynayabilir, deneyimlerinden tatmin olduktan sonra da onu başkalarıyla paylaşabilir. Çocuklar temelde başka çocukları mutlu görmekten hoşlanırlar, ancak bunu bir yetişkin söylediği için değil, kendi zamanlarında yapabildiklerinde paylaşmak onlar için tatmin edici olur. Bu noktada, paylaşmaya zorlamak çocukların güven hissiyatını olumsuz yönde etkileyecektir. Dolayısıyla paylaşmayı öğretmeye odaklanmak yerine, sıra bekleme, sabır ve empatiyi öğrenebilecekleri deneyimler kazanmasını sağlamak daha değerli olacaktır.

 

İhtiyaç Fazlasını Paylaşmak 

Bu tarz deneyimleri kazanması adına aile içinde ihtiyaç fazlasını başkalarıyla paylaşma günü yapabilirsiniz. Bugün içinde ihtiyacımızdan fazlasını almamak, ihtiyaç sahipleri ile bizdekileri paylaşmak, yardım etmek, empati göstermek gibi kavramlar çocuklara yaşlarına uygun bir şekilde açıklanabilir. Çocuklarla kitaplarını ve oyuncaklarını ihtiyaç sahipleri ile paylaşmak üzere kutular hazırlayabilir, mektuplar yazabilirsiniz. Yaşadığımız toplumda bu paylaşım alanlarını açmak ve çocuklarla birlikte destek olmak paylaşma kavramını somutlaştırır.

 

Önceden Bilgilendirmek

Küçük çocukları bir duruma önceden hazırlamak ve anlamlandırmaları için onlara zaman vermek pek çok zaman işe yarar. Örneğin akşam eve misafirler gelecekse “Bu akşam eve misafirler gelecek, eğer arkadaşlarının oynamasını istemediğin özel oyuncakların varsa bunları dolaba koyabiliriz, böylece diğer oyuncaklarla oynayabilirsiniz” diyebilir ve onu paylaşım ortamına önceden hazırlayabilirsiniz.

 

Çözümü Çocuklara Sormak

Fırsat verildiklerinde çocuklar kendi çözümlerini bulmaya isteklilerdir. Bir paylaşma sorununu çözmenin yolları için beyin fırtınası yapmalarına izin verebilirsiniz. “Kurabiye hamurunu karıştırmamız gerekiyor ama burada sadece bir kaşık var, acaba ne yapabiliriz?” diye sorduğunuzda çocuklardan biri parmağını kaşık olarak kullanmak isterse şaşırmayın. Çocukların paylaşma konusunda yaşadıkları problemler onların kritik becerileri öğrenebilmeleri adına zengin bir ortam sunar. Yetişkinlerin bile hala üzerinde çalıştığı bir konuyu öğrenmek zaman alacak, krizler ise öğrenmek için en iyi fırsatları doğuracaktır.