Ürün sepete eklendi

Annelikte İkinci Çocuk Güncellemesi: Vicdan Azabı

YAZI —   |   FOTOĞRAF — YELİZ ATICI

Birden fazla çocuklu hayat eşimin de benim de hep aklımızda olan, imkanlarımız el verirse mutlaka sahip olmak istediğimiz bir şeydi. Belki de bizim de kardeşli ailelerden gelmemizin etkisiyle, Leyla'nın doğumu sonrasında hep doğru zaman geldiğinde ikinci çocuğa da sahip olmak, Leyla'nın bir kardeşi olması planlarımız arasındaydı.  Hatta tek çocuk olmak ne demek bilmediğim için bana göre kardeş mümkünse şarttı. Evin en büyüğü olarak 'abla' olmanın neler hissettirdiğini, sorumluluklarını, mutluluklarını çok iyi biliyordum, ama ya evin küçüğü olmak?

Kaya'yı büyütürken sıkça sorgularken buluyorum kendimi. Kaya evin tek çocuğu olsa, yine aynı çocuk mu olacaktı? 

Daha Kaya'ya hamile olduğumu öğrendiğim ilk günlerden bir sorgulama ve kıyaslama hali kapladı içimi. Leyla'ya olan hamileliğim, yediklerime, içtiklerime gösterdiğim özen, sonrasında doğum için kalbimizin pır pır atması, yaptığımız hazırlıklar, ilk bebek heyecanımız, sessiz sakin düzenimiz, her şeyin Leyla için organize olması, alınan her şeye gösterilen özen... Diğer taraftan ise Leyla'nın peşinde koşturarak geçirilmiş telaşlı bir Kaya hamileliği, doğumu ve sonrası...

Kaya'nın doğumu elbette kalbimde henüz varlığından haberdar olmadığım yeni bir odanın kapılarını açtı. Bu dünyada Leyal kadar başka bir canlıyı sevebilir miyim diye düşünürken, tam da doğduğu o saniye Kaya ne bir eksik ne bir fazla, birebir aynı büyüklükte sevgi odasını yaratmıştı bile içimde! Kalbim ortadan ikiye bölünmedi de sanki bir anda iki katına çıktı o an. Hatta fırsattan istifade yıllardır annemin hangimizi daha çok sevdiğine dair kardeşimle yaşadığımız şaka yollu tartışma bile Kaya'nın doğumu ile sonlanmıştı benim için. Bu konuda kuşkuya mahal yoktu!

Sevgi konusunda telaşlanacak ve vicdan azabı çekecek bir durum olmayacağı benim için artık kesindi, ancak ya ilgi konusunu nasıl halledecektik?

Kaya, Leyla'nın aksine bebek bakma ve büyütme konusunda nispeten deneyimli ebeveynlere doğmuştu, bu onun açısından bir şanstı çünkü en azından temel ihtiyaçlarının giderilmesi için birilerinin jetonunun düşmesini, google'da arama yapmasını veya doktordan cevap gelmesini beklemesi gerekmeyecekti. Ancak yine Leyla'nın tam aksine, geldiği evde tamamen ona ayarlanmış bir düzen yoktu ve görünen o ki, olmayacaktı da. Bu evin mevcut bir temposu, anne babanın tüm ilgisine alışmış bir kız çocuğu ve onun ihtiyaçlarına göre ayarlanmış bir sistemi vardı. 

Kaya eve ilk geldiği gün onu yaşayacağı evle sakince tanıştıralım, odaları gezelim, klasik müzik eşliğinde yatağına koyalım, bol bol tentene temas yapalım, doyasıya huzurla emzirelim çok isterdim... Ama gerçekler öyle olamadı tabii ki. Kaya'nın eve geldiği ilk gün biz Kaya'yı eviyle tanıştırma telaşı kadar, Leyla'nın gönlünü hoş tutma, onu sevgimiz konusunda hiçbir şey değişmeyeceği konusunda güvende hissettirme derdine düşmüştük.

İlerleyen zamanlarda da durum çok farklı olmadı. Kaya uyku saati olsa bile Leyla'yı okula bırakmak için dışarı çıkmak zorunda kalan, akşam üzerleri - hani şu uzmanların uykudan önce sakin geçirin dedikleri zaman dilimi - Leyla'nın kaotik kurs ve oyun gruplarına eşlik eden, uykuya dalmak üzereyken yan odadan yükselen davul sesi ile irkilen, acıktığında emmek için bazen beklemesi gereken ve genelde Leyla'dan kalan eşyalarla büyüyen bir yavrucuk oluverdi.

Aylar geçti, Kaya 19 aylık oldu. Hala çoğu zaman geride kalan olmakla mücadele ettiğini görüyorum. Leyla'nın okula başlamasıyla yükselişe geçen sosyal hayatı ailece hepimizi özellikle de hafta sonları ona ayak uydurmak durumunda bırakıyor. Her seferinde kendimizi Kaya'nın da bu programlara katılması konusunda sorgulamaya düşmüş buluyoruz. Keyif almayacağı, anlamayacağı bu aktivitelere onu sürüklemek yerine evde olmasını tercih ediyoruz çoğunlukla. Bu kararı elbette önceki tecrübelerimize dayanarak veriyoruz (Kaya'nın da dahil olduğu ve burnumuzdan gelen, neticesinde Leyla'nın da Kaya'nın da keyif almadığı bir ortama dönüşmüş tecrübeler). Fakat düşünüyorum; Leyla o yaşlardayken henüz anlamayacak bile olsa tüm bu doğum günleri ve çeşitli kutlamalara katılıyor, benimle yogaya geliyor, kütüphanedeki hikaye saatlerini kaçırmıyor ve fırçayı henüz tutamıyor olsa bile sanat aktivitelerinden geri kalmıyordu.

Ebeveynlerdeki 'ilk çocuk heyecanı' derken, hiç abartısız kullanıyorum bu betimlemeyi. İnsan ilk çocukta boşa geçen her dakikanın hesabını yapıyor ve ne kadar fazla sosyalleşme, ne kadar fazla öğretici aktivite içine girerse çocuk, o kadar güzel büyüyor diye düşünüyor. Leyla henüz Kaya kadarken düzenli katıldığı müzik dersleri, oyun grupları, sanat aktiviteleri ile başlı başına kendi sosyal hayatı olan küçük bir insandı. Kaya ise annesinin bu durumdan ders almış ve hafif de olsa durulmuş haline denk gelerek her şeyi yavaştan alıyor, telaşa girmeden, tüm bu aktivitelerden edineceği kazanımı benimle ve Leyla'yla bol bol evde vakit geçirerek doğal sürecinde ediniyor. 

Leyla ve Kaya'yı büyütürken sıklıkla görüşlerinden destek aldığımız pedagogumuz yine böyle vicdan azaplı bir dönemde kendisine görüşmek için başvurduğumda bana şöyle söylemişti: 'Siz öğretici annelik görevinizi Leyla ile kısmen tamamladınız. Kaya'ya bir şeyler öğretmek için telaşa girmenize gerek yok, Kaya her şeyi ablasını izleyerek zahmetsiz öğrenecek zaten'. İnsan bu cümleleri bir uzmandan duyana kadar gerçek olabileceğine inanamıyor. Halbuki şimdi geriye dönüp bakınca ne kadar doğru olduğunu anlıyorum. Evde iyisiyle kötüsüyle her şeye örnek olan, sözde kalmasına fırsat vermeden her şeyi icraata döken, uygulama ile gösteren küçük ve gururlu bir öğretmen var.

Tüm bu planlama ve karmaşanın yanı sıra evimizde Kaya'nın büyüme basamaklarına gerekli heyecanı gösteremiyor olmak da benim bitmek bilmeyen diğer bir vicdan azabım. Bu durumun elbette avantajları ve dezavantajları var. Örneğin ikinci çocuğa bakıyor olmanın rahatlığı ile Kaya'nın ilk dört ay uykularının düzensiz olması bana dünyanın sonunun geldiğini düşündürmedi, ek gıdaya geçişi önceden çalışmalı, hazırlanmalı, evde zamanı durdurmalı bir aktivite değildi, yemediği zaman karalar bağlanmadı, dişi çıkıyor olduğu için seferberlik ilan edilmedi, attığı her adım, ağzından çıkan her ses video'ya kaydedilmedi. Kaya iki yaşına kadar televizyon veya tablet ile karşılaşmamış bir Leyla gibi fanusta tutulmadı. Dört buçuk yaşındaki Leyla'ya belirlenen içerikleri izlemesi için izin verilen zamanlardan faydalandı. Yine uzun süre temiz, şekersiz beslenme şansı yakalamış ablası gibi katı bir beslenme planı olmadı. Evdeki oldukça yüksek sesli ve gergin ortamlardan bahsetmek istemiyorum bile. Hepinizin tahmin edebileceği üzere Leyla'nın özgürleşme adımlarına birebir şahit olan Kaya, sıklıkla yüksek sese, ebeveynler ile girilen tartışma ve inatlaşmalara, ağlama ve sinir boşalmalarına maruz kaldı. Kısacası çok da el üstünde tutulmadı, tutulamıyor.

Zaman zaman eski fotoğraflara, videolara bakarken buluyorum kendimi. Leyla'nın Kaya yaşında olduğu dönemlere kadar gidip neler yapıyormuş, neler yiyormuş, neler oynuyormuşuz, neler biliyormuş, neler öğretmişiz diye hafızamı tazeliyorum. Ne kadar çok başbaşa zaman geçirmişiz, ne kadar büyük bir sabır ve sonsuz ilgi görmüş benden ve herkesten...  

İşte bu sebeple sıkça bu soruyu soruyorum kendime: 'Kaya bizim ilk çocuğumuz olsa aynı çocuk mu olacaktı?'. İkinci çocuğa bakıyor olmanın bizde yarattığı rahatlık mı onu daha kolay bir çocuk yaptı yoksa zaten karakteri mi bu? Daha fazla ilgilenebilsem daha farklı yönlerini keşfediyor olabilir miydim? Hareketli olmasının sebebi ilgi çekebilmek mi yoksa zaten doğası mı böyle?

Elbette her çocuk ayrı bir karakter ile doğuyor ve ebeveynlerin her çocuğu ile deneyimi aynı olmuyor. Fakat inanıyorum ki doğduğu evin düzeni ve ebeveynlerin o dönemki ruh hali çocukların karakterini şekillendiriyor. Kafamdaki sorunun net bir cevabı tabii ki yok. Bu vicdan azabı ikinci çocuğun doğumu ile anneliğe yüklenen yeni bir tür güncelleme gibi. Çevremdeki ikinci çocukların da ilkler kadar mutlu ve sevgi dolu büyümüş olduklarını görmek en büyük tesellim. 

Son söz Kayoşum'a, umarım bizi anlıyor, seni çok ama çok sevdiğimizi ve senin de bizim için Leyla kadar özel olduğunu hissederek büyüyorsundur. Belki tek çocuk olma deneyimi hiç yaşamadın ama senin hikayen bambaşkaymış canım oğlum! Küçük bir kalbe abla olmayı, ailemize büyümeyi, her birimize çok daha fazla sevmeyi öğrettin. İlk göz ağrımız değil belki ama son göz ağrımızsın... Son kundakladığım, son emzirdiğim, son altını değiştirdiğim, son sakinleştirdiğim, son okula başlattığım... Senin de yerin çok başka!